MİT Parti mi Kuruyor?

3/4/2008 ·

Yazdır E-posta
Bu ülkede Siyasi Partiler Kanunu’na uyarak parti kurmak elbette mümkündür ve her vatandaş bu haktan yararlanabilir. Bu kanun demokrasiye uygun mudur değil midir tartışması ayrı bir konudur. Bize göre, Türkiye’de seçilerek hükümet olduktan sonra iktidar olamama da en önemli engellerden biri de, adı geçen kanundur.  

 

Cumhuriyet tarihinin 1950’lilerden sonraki bölümünde hemen hemen her toplumsal kesim, kendilerini siyasal üst yapıda temsil edecek partiler kurmuşlardır. Buna, sözde siyaset sınırlaması getirilen resmi devlet kurumları da dâhildir. Bu ilişkiler dolaylı olarak gözükse de, aslında örtülü olarak, içinden geldikleri, devletin resmi kurumlarının onay ve desteğini alarak siyaset sahnesine çıkmaya çalışmışlardır.

 

12 Eylül Askeri Darbesi sonrasında kurulan Milliyetçi Demokrasi Partisi hatırlansın. Türk siyasal hayatına “askerlerin partisi” olarak geçen MDP, emekli General Turgut Sunalp ve kırk arkadaşı tarafından kurulmuştu. 12 Eylül çizgisini devam ettirdiğini savunuyor ve askerler tarafından destekleniyordu. Başarısız oldu ve 1986 yılında feshedildi.

 

Bu ülkede emekli emniyet genel müdürleri siyasi parti başkanlığı yürüttüler. Bunu yaparken emniyetin desteğini almadıklarını söylemek mümkün müdür? Örneğin Mehmet Ağar parti başkanlığı yaparken bile emniyetle ve devletin çeteleriyle örtülü olarak ilişkilerini sürdürmeye devam ediyordu. Bir emekli askerin ya da polisin siyaset yapması elbette doğal sayılmalı ve “ne var bunda?” diyenler olacaktır. Belki doğru gibi gelebilir bu soru ama kazın ayağı hiçte öyle değildir. Siyasi partilerle militarizmin ve devlet çetelerinin iç içe geçtiği bir siyasal atmosferde, bu ilişkilerin halk açısından nelere mal olduğunu hep birlikte yaşayarak görüyoruz.

 

Asker ve emniyetçilerin parti kurmasına, genel başkanlık görevlerinde yer almalarına sık sık tanık olmaktayız ancak MİT’çilerin siyasi parti kurma girişimlerine ilk defa tanık oluyoruz. Bu kanıya nerden vardığımızı açıklamaya çalışalım.

 

Tuncay Özkan gazeteci ve televizyoncu kimliğiyle tanınmaktadır. Kanal Türk’ün sahibidir. Türkiye’de ki egemen güçler arasında yaşanan çatışmalarda bazen kimi bilgiler, karşıdaki gücü alt etmek için deşifre edilir ve medya aracılığıyla kamuoyuna sızdırılır. Raporlar açığa çıkar ve devletin istihbarat kurumlarının nerelere sızdığı açıklamaları yapılır.Tuncay Özkan adı da bu şekilde, “medyada çalışan MİT mensupları” listesinde yer almıştır ve tekzip edilmemiştir. Üniversite öğrencisi olduğu yıllarda MİT adına çalıştığı iddiaları vardır.

 

Bu konuda yaşadığım bir olay vardır ki, o yıllarda beni de oldukça düşündürmüştü.

1990’lı yılların başıydı. Hacettepe’de öğrenciydim ve üniversitenin Öğrenci Derneği faaliyetlerinde aktif olarak yer almaktaydım. Üniversitede devrimci-demokrat öğrenciler olarak rektörlük ve emniyet güçlerinin müthiş kuşatması altında bir şeyler yapmaya çalışıyorduk. Sürekli gözaltına alınıyorduk ve hakkımızda davalar açılıyordu. Bu soruşturmalara paralel olarak üniversitenin disiplin kurulu da boş durmayarak bizleri ayrıca cezalandırma yoluna gidiyordu. Bu soruşturmaların birinde dört yıl “üniversiteden uzaklaştırma” cezası almıştım ve öğrenci kimliğime de el konulmuştu. Ortada somut hiçbir şey yoktu ve bu karar, düpedüz haksız yere verilmiş bir karardı. Hazmedemiyordum, çünkü karar siyasiydi ve düşüncelerimden dolayı verilmişti. Rektörlüğün iddiası, “yasadışı örgütlerle ilişkim olduğu” üzerindeydi. Bu haksızlığı kamuoyuyla haber düzeyinde paylaşmak için Cumhuriyetin Ankara Temsilciliğine gitmiştim. Elimde üniversitenin uzaklaştırma yazısı da vardı. Durumu anlatmıştım. Üniversite gençliğiyle Tuncay Özkan’ın ilgilendiğini söylediler ve beni ona gönderdiler. Tuncay Özkan ismini ilk kez orada duymuştum. Odasına gittim ve olayı kısaca anlattım. Bana çok ilginç sorular sormuştu. Örneğin, bizlerin gerçekten yasadışı örgütlerle ilişkimizin olup olmadığını sormuştu. Tuhafıma gitmişti bu durum. Çünkü bu sorular bir gazetecinin soracağı türden değildi.

 

Birkaç yıl sonra Tuncay Özkan hızla yükselmeye başladı. Gazetecilik, televizyonculuk derken, şimdilerde meydanlara çıkıp “Biz Kaç Kişiyiz” kampanyası başlatmıştır. Ortada bir siyasi partinin olmamasına rağmen,  parti genel başkanı gibi konuşmalar yapmaktadır. Geçenlerde TV’de izledim, “bizim iktidarımızda, beş yıl içinde ülkemizde işsiz kalmayacak” diyordu. Söylentilere bakılırsa “Biz Kaç Kişiyiz” hareketi partileşmeye doğru gitmektedir. Tuncay Özkan bu gücü nereden almaktadır ve kim ya da kimler Özkan’a “yürü ya kulum” demiştir? Bunlar yanıtlanması gereken sorulardır çünkü bir çok insan ciddi bir yanılgı içindedir. Tuncay Özkan’nin  “yurtsever”liğinden medet ummaktadırlar.

 

Tuncay Özkan, ulusalcı Kemalistliğiyle biliniyor. Buna rağmen TSK’nın 2007’de akredite ettiği basın mensupları arasında yer almaması dikkat çekicidir. Tuncay Özkan’in, askerin yapacağı basın toplantılarına çağrılmayacak gazeteciler arasında yer alırken, askeri bölgelere sokulmaması da istenmiştir. Türkiye’de TSK-MİT çekişmesi göz önüne alındığında bu karar manidardır. Tuncay Özkan’nın son dönemlerde ki icraatlarına bakarak insan sormadan edemiyor: MİT parti mi kuruyor?

 

Mehmet Ali YAZICI

Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »