"Devrim Yapılmaz, Devrim Olunur!"(*)
11/4/2008 ·
Çoğumuz yaşamı bir “savaş” olarak kabul ederiz. Sınıflı toplumlarda önemli bir gerçekliği ifade eder bu benzetme. Ama onun gereklerini hayatın içerisinde yerine getirdiğimiz kuşkuludur. Önümüze çıkan engellerle, bizleri kuşatan yaşam şartlarıyla savaşırken kendi içimizde yapmamız gereken savaşı hep unutur; ya erteleriz ya da görmezlikten geliriz. Yaşam içerisinde ciddi bir savaşa girebilmek için önce kendi kendimizle yaptığımız savaşı zafere ulaştırmamız gerekir. Kişinin ilk savaşı, kendisiyle olmalıdır. Dışımızdaki düzenin bizlere yansımalarını içimizden söküp atmanın yolu bundan geçmektedir.
İnsanın en temel özelliği, bilindiği gibi toplumsal bir varlık olmasıdır. Verili bir sosyal yapının ve üretim ilişkilerinin içine doğar. Bilinci belirleyen toplumsal ilişkiler olduğu için, yaşamın her evresinde sistemin bilinçli ve örgütlü çabalarıyla düzen içine çekilmeye, orada tutulmaya çalışılır. Kişiyi düzen içinde tutmak için atılan düğümler, oluşturulan bağlar sanıldığından çok daha güçlüdür ve kişinin tek başına mücadelesiyle bu çemberi yarabilmesi kolay değildir. Sistemden kopmanın ve özgürleşmenin tek yolu örgütlü bir yaşam tercihidir. “Yeni” insanın ortaya çıkması için kişisel çabaların anlamlı olacağı ancak nihai bir kurtuluş sağlamayacağı gerçeği göz ardı edilmemelidir.
Sözü edilen “yeni insan” ve “yeni yaşam biçimi” kültürel bir yenilenme sorunudur. Bu süreç, daha önce inşa edilmiş yaşam biçimlerinin ve alışkanlıklarının üzerine inşa edilemeyeceğine göre, yenilenme süreci ikili bir boyut taşımak zorundadır. Bu sürecin ilk adımını, kendi iç devrimimizi yaparak atabiliriz. Başka bir adlandırmayla, kendimizi silip-bozarak, yeniden yazmalı, yeniden kurmalıyız. Başka türlü olmak kesinlikle yerleşik alışkanlıklar, değer yargıları ve yaşam anlayışlarının aşılmasıyla mümkündür. Kuşkusuz bu bir süreç sorunudur ve eskisi aşılırken yerine yeninin inşa edilmesi zaman alacaktır. Bu durumu mekanik bir süreç olarak da algılamamak gerekir; iç dünyamızda ve yaşam alanımızda eski ile yeninin çatışması zaman alacak, iç içe girmenin, yan yana bulunmanın da söz konusu olduğu bir dönem sonunda, “yeni insan”ın ve “yeni yaşam”ın nüveleri yavaş yavaş ortaya çıkacaktır. İnsanlaşma sonlu bir süreç olmadığı gibi, gayri insanlaşmaya karşı mücadelenin dışında da değildir. Mao bir konuşmasında “yetmiş yaşıma geldim, içimde ki maymunla kaplan hala boğuşuyor” diyordu.
Kişi kendini değiştirmeden, iç devrimini yapmadan daha büyük devrimlere girişmesi toplumu ve başkalarını değiştirmeye çalışması asla başarı getirmez. Yaşam içerisinde gireceği her savaşı kaybeder ve başladığı yere geri döner. Bu nedenle yeni kişilik taşları çok sağlam örülmeli ve yaşamın içerisinde bir karşılığı olmalıdır. Kişinin savunduklarıyla yaşadıkları arasında ki açı küçüldükçe amaca yakınlaşmada başarıya ulaşılıyor demektir.
Kapitalizmin ortaya çıkardığı insan tipinin en önemli özelliklerinden biri de istikrarsızlıktır. Kendisi kriz demek olan kapitalizm, sürekli “ruhsal kriz” ve “bunalım” içerisinde olan bireyler üretire ve varlığını bu şekilde sürdürür. Bu durum egemenler işini kolaylaştıran önemli bir faktördür, çünkü kafaları karışık, gelgeç ruhlu ve istikrarsız bireylerden oluşan bir toplumu yönetmek daha kolaydır.
Kapitalizm, insanlığın binlerce yıldan bu yana yarattığı ve biriktirdiği insani bütün değerleri tehlikeye sokmuştur. Bugün insanlar sevgisizlik bataklığında debelenirken, bu boşluğu, sevginin sahte biçimleriyle doldurmaya çalışmaktadırlar. Koşulsuz bir insan sevgisi terk edilmiş, bunun yerine bencilce yaklaşımlar sevgi olarak kabul edilmiştir. Sevgi alanımız, çıkarlarımızla sınırlanmıştır.
Devrimci mücadele içerisinde yer alan insanlarda da sevgisizlik önemli bir sorun olmaya devam etmektedir. Siyasi ilişkilerde sevgi üzerinden oluşmayan aidiyetler uzun soluklu mücadelede dağılmaya mahkûm olacağı gibi tamiri zor sonuçlar da ortaya çıkarır. İhanetlerin, teslimiyetlerin vb. temelinde, yapılan işle ve kişinin kendisiyle barışık olmaması yattığı gibi, özünde sevgisizlik vardır.
Kapitalizm insanlar arasında ki rekabeti özendirir ve büyük bir marifet sayar. Muhalif duruş sergilemeye çalışan bizlerde geliriz bu oyuna. Başarısızlık kötü bir şeydir ama bu bizlerin belirlediği yaşam oyununda ki başarısızlık değil, kuralları ve sonucu başkalarının belirlediği bir başarısızlıktır. Rekabet ve başkalarıyla yarış içerisinde olmak, yürüdüğümüz yolda en önemli ayak bağıdır.
Kapitalizm insanı birçok araçla denetim altında tutar ve içsel dünyamızda dâhil bütünüyle teslim almaya çalışır. Bu durum, “modern insan”ın en büyük esaretidir. Bizler de farkında olmadan küçük şeylerin insanı olmaya başlarız. Amaç da budur zaten; insanı küçültmek ve dar bir alana tutsak etmek. Küçük hesaplar, gerek bireysel gerekse örgütsel ilişkilerde hiçbir zaman başarıya ulaşmaz.
Umut eden ve dünyayı değiştirmeye dair projeleri, özlemleri olan insanlar sevgiyi tüm güzelliklerin çimentosu olarak görmelidirler. Yaşamlarımızı ve ilişkilerimizi güzelleştirmek, bu sistem içerisinde dahi olanaklıdır ve bizlerin elindedir. Yeter ki bunun için mücadele etmesini, iç devrimimizi yapmasını bilelim. Sevgisiz ve sahte yaşamlar yaşanmaya değmeyecek kadar anlamsız ve boştur. Neyse ki, ilerici-devrimci düşüncelere sahip insanlar daha avantajlı durumdadırlar, çünkü ellerinde referansları vardır. Onlara düşen ise “düşündükleri gibi yaşamak” için çaba sarf etmektir.
Mehmet Ali Yazıcı
(*) Bu söz, Ursula Le Guin’e aittir.
Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!
0 yorum yazılmıştır
Son Yazılarım
- Egemenlerin Kronik Korkusu:1 Mayıs
- Tarafımız Belli Olsun!
- "Devrim Yapılmaz, Devrim Olunur!"(*)
- Eleştiri, Özeleştiri ve Sol
- MİT Parti mi Kuruyor?
Kategorilerim
Arkadaşlarım
- bizimada
- sendikal
- wamedeusm
- eglencecafe
- programsarayi
- benyaziyorummuzik
- alternatifblog
- ezel06
- solcularbirligi
- proleter
- ozanlan