"Devrim Yapılmaz, Devrim Olunur!"(*)
Çoğumuz yaşamı bir “savaş” olarak kabul ederiz. Sınıflı toplumlarda önemli bir gerçekliği ifade eder bu benzetme. Ama onun gereklerini hayatın içerisinde yerine getirdiğimiz kuşkuludur. Önümüze çıkan engellerle, bizleri kuşatan yaşam şartlarıyla savaşırken kendi içimizde yapmamız gereken savaşı hep unutur; ya erteleriz ya da görmezlikten geliriz. Yaşam içerisinde ciddi bir savaşa girebilmek için önce kendi kendimizle yaptığımız savaşı zafere ulaştırmamız gerekir. Kişinin ilk savaşı, kendisiyle olmalıdır. Dışımızdaki düzenin bizlere yansımalarını içimizden söküp atmanın yolu bundan geçmektedir. İnsanın en temel özelliği, bilindiği gibi toplumsal bir varlık olmasıdır. Verili bir sosyal yapının ve üretim ilişkilerinin içine doğar. Bilinci belirleyen toplumsal ilişkiler olduğu için, yaşamın her evresinde sistemin bilinçli ve örgütlü çabalarıyla düzen içine çekilmeye, orada tutulmaya çalışılır. Kişiyi düzen içinde tutmak için atılan düğümler, oluşturulan bağlar sanıldığından çok daha güçlüdür ve kişinin tek başına mücadelesiyle bu çemberi yarabilmesi kolay değildir. Sistemden kopmanın ve özgürleşmenin tek yolu örgütlü bir yaşam tercihidir. “Yeni” insanın ortaya çıkması için kişisel çabaların anlamlı olacağı ancak nihai bir kurtuluş sağlamayacağı gerçeği göz ardı edilmemelidir. Kapitalizm, insanlığın binlerce yıldan bu yana yarattığı ve biriktirdiği insani bütün değerleri tehlikeye sokmuştur. Bugün insanlar sevgisizlik bataklığında debelenirken, bu boşluğu, sevginin sahte biçimleriyle doldurmaya çalışmaktadırlar. Koşulsuz bir insan sevgisi terk edilmiş, bunun yerine bencilce yaklaşımlar sevgi olarak kabul edilmiştir. Sevgi alanımız, çıkarlarımızla sınırlanmıştır. Devrimci mücadele içerisinde yer alan insanlarda da sevgisizlik önemli bir sorun olmaya devam etmektedir. Siyasi ilişkilerde sevgi üzerinden oluşmayan aidiyetler uzun soluklu mücadelede dağılmaya mahkûm olacağı gibi tamiri zor sonuçlar da ortaya çıkarır. İhanetlerin, teslimiyetlerin vb. temelinde, yapılan işle ve kişinin kendisiyle barışık olmaması yattığı gibi, özünde sevgisizlik vardır. Kapitalizm insanı birçok araçla denetim altında tutar ve içsel dünyamızda dâhil bütünüyle teslim almaya çalışır. Bu durum, “modern insan”ın en büyük esaretidir. Bizler de farkında olmadan küçük şeylerin insanı olmaya başlarız. Amaç da budur zaten; insanı küçültmek ve dar bir alana tutsak etmek. Küçük hesaplar, gerek bireysel gerekse örgütsel ilişkilerde hiçbir zaman başarıya ulaşmaz. Umut eden ve dünyayı değiştirmeye dair projeleri, özlemleri olan insanlar sevgiyi tüm güzelliklerin çimentosu olarak görmelidirler. Yaşamlarımızı ve ilişkilerimizi güzelleştirmek, bu sistem içerisinde dahi olanaklıdır ve bizlerin elindedir. Yeter ki bunun için mücadele etmesini, iç devrimimizi yapmasını bilelim. Sevgisiz ve sahte yaşamlar yaşanmaya değmeyecek kadar anlamsız ve boştur. Neyse ki, ilerici-devrimci düşüncelere sahip insanlar daha avantajlı durumdadırlar, çünkü ellerinde referansları vardır. Onlara düşen ise “düşündükleri gibi yaşamak” için çaba sarf etmektir. (*) Bu söz, Ursula Le Guin’e aittir. |
Konu: katıltyorum
bencede bir devrimci devrimlerini insanlara benimsetmek için önce kendisi o yaşam biçimini uygulamalıdır
Bağlantı »